DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
Giriş Tarihi : 02-03-2021 21:33

ŞEHİTLER ÜLKESİNDE BİR ŞEHİDİN BABASI

Bana bu ülkede oğlunu, babasını, torununu, bir yakınını veya bir komşusunu teröre kurban vermeyen bir ev gösterin.

Şehit ateşi düşmeyen bir ocak gösterin.

Eminim gösteremezsiniz çünkü yoktur.

Çünkü bu ülke şehitler ülkesidir.

Bu ülke Çanakkale’de 250 bin, Sarıkamış’ta 90 bin.

Dumlupınar’da Sakarya’da, İnönü savaşlarında on binlerin şahadet şerbetini kana kana içtiğini bir vatan toprağıdır.

Bu cennet vatan üzerinde her ne ad altında olursa olsun eylem ve söylemleri ile bu vatana ihanet eden kanı, soyu ve sütü bozukların Allah bin Türlü belasını versin.

O kanlı zaliem ve alçak terörün başlangıç tarihi olan 1984 yılından beri on binlerce haneye şehit ateşi düştü. On binlerce ana, baba, eş ve yavuklu şehitlerinin arkasında ağıtlar yaktı.

Kimileri nesir yazdı kimileri şiir.

Bu şiirlerden bir tanesi var ki okuyan her insanın gözlerinin nemlenmesine, ağlamasına vesile olur.

İşte ben bu gün böyle bir şiiri siz sevgili okurlarıma sunmaya çalışıyorum.

Şiirin adı: ŞEHİDİN BABASI

Yazarı emekli vali, Eski İLESAM Başkanı şair Rıza Akdemir.

Ben bu büyük ustayı 14. Hazar Şiir Akşamlarında tanıdım.

Bu tanışıklığımızdan sonra pek çok illerde yapılan etkinliklere birlikte katıldık. Aynı otelde kaldık, aynı sofraya oturduk. Aşnı vasıtada seyahat ettik

Ve bu muhterem insanı 10 Nisan 2012 tarihinde kaybettik,

Mekânı cennet ruhu şad olsun.

İşte o büyük şairin gözlerimizi nemlendiren o muhteşem şiiri. Bu şiiri onun adına bütün şehitlerimizin mübarek ruhlarına ithaf ediyorum.

Ağlamadan okumaya gayret gösterin lütfen,

 ***

Bir subay arkadaşım vardı birkaç yıl önce,

Beni arar bulurdu Ankara’ya gelince.

 *

İçi dışı aydınlık sözü demirden sağlam,

Kalbi vatan aşkıyla çarpan yiğit bir adam.

 ***

Ankara’ya uğrardı ayrılınca izine,

Bana telefon etti, buluştuk bir gün yine.

 ***

Hiç unutmam serin bir akşamıydı Temmuzun,

Bir bahçede oturup dertleştik uzun uzun.

 ***

Sohbet konusu birden Güney-Doğu’ya kaydı,

Unutulmaz günlerdi, müthiş bir faciaydı.

 ***

Bir tutuşmuş meşale baştanbaşa ufuklar,

Daha beşikte iken öldürülen çocuklar.

 ***

İhanet pusu kurmuş her kayanın ardında,

Çakallar kol geziyor aslanların yurdunda.

 ***

Tabutları bayrağa sarılı cenazeler,

Bağrı yanan anneler gözü yaşlı tazeler.

 ***

Kuşatmış hudutları ihanetin alevi,

Her köy mezarlık gibi, her ev bir ölü evi.

 ***

Her adımda bir tuzak, her dönemeçte pusu,

Yüreğimizi yakan ne olacak sorusu.

 ***

Bunları düşünürken çatlayacaktı başım,

Bir hatıraya dalmış gibiydi arkadaşım.

 ***

Ufukları tarayan bakışları sislendi,

Sigarasını yakıp bana şöyle seslendi.

 ***

Bu yaz başımdan geçen bir olay anlatayım,

Biliyorsun Askerlik Şubesinde subayım.

 ***

Bu basit bir hatıra ve günlük olay değil,

Gözlerim yaşarmadan anlatmam kolay değil.

 ***

Ne zaman hatırlasam ıslanır kirpiklerim,

Beni bir Türk yaratan Tanrı’ya şükrederim.

***

Bir yaz günü şubede biraz çalışıp durdum,

Raporlar hazırlayıp epey kendimi yordum.

 ***

Nöbetçi er kapıyı vurup girdi içeri,

Dedi ”Bir bekleyen var sizi epeyden beri”

 ***

 “Niye haber vermedin” dedim, “Hemen koş çağır”

Yorgun yaşlı bir adam yaklaştı ağır ağır.

 ***

Yer gösterdim oturdu, derin bir nefes aldı,

Hüzünlü bakışları bir süre bende kaldı.

 ***

Solgun yanaklarından aktı birkaç damla yaş,

Dua gibi bir sesle konuştu yavaş yavaş.

 ***

 “Az ötede evimiz, Hacı Mustafa adım,

Bundan iki ay önce şehit oldu evladım.

 ***

Oğlum yirmi yaşında çakı gibi bir erdi,

Allah’ı sever gibi vatanını severdi.

 ***

Bir görseydiniz onu ne hoş delikanlıydı,

Komşumuz Ali beyin kızıyla nişanlıydı.

 ***

Aradan yıllar geçse unutamam o günü,

Meydanda davulların çalındığı düğünü.

 ***

Belediye önünde defneyapraklı taklar,

Davul zurna sesleri, oyunlar albayraklar.

 ***

Nişanlılar genç kızlar, gelinler akrabalar,

Gözü yaşlı analar, dalgın duran babalar.

 ***

Yaslandığım çınardı, bağlandığım ümitti,

Tren dumanlarına yavrum sarılıp gitti.

 ***

Yuvadan ayrılışın kırıklığı sesinde,

Onu son defa gördüm tren penceresinde.

 ***

Yokluğuna alışmak inanınız çok zordu,

Arada mektup yazıp “Geleceyim” diyordu.

 ***

Su gibi akıp geçti, günler peşi peşine,

Dayandık iki garip hasretin ateşine.

 ***

 “Ramazanda evdeyim” diye haber salmıştı,

Terhisine oğlumun on yedi gün kalmıştı.

 ***

Gözlerimiz yollarda bekledik üzgün üzgün,

Bayraklara sarılı tabutu geldi bir gün.

 ***

Evimizi bir deprem vurmuşçasına çöktük,

Eller bayram eyledi, biz kanlı yaşlar döktük.

 ***

Elden ne gelir beyim vadesi bu kadarmış,

Kanlı avuçlarında birkaç saç teli kalmış.

  ***

Ona verdiği saçlar Elif kızın giderken,

Matemlere boğulduk düğün yaparız derken,

 ***

Cesedi mezarlıkta hatırası bizdedir,

Fotoğrafı duvarda yeri kalbimizdedir.

 ***

Sonra birden doğruldu ve yükseltti sesini,

Dedi yardımın için rahatsız ettim seni.

 ***

Şimdi bir sıkıntım var uykularımı bölen,

Şehit olur mu acep vatana borçlu ölen.

 ***

Öbür dünyada oğlum belki üzülür buna,

Onun bir tek gün borcu kalmamalı yurduna.

 ***

Bu vatana, millete borcu kalmasın beyim,

On yedi gün eksiği yerine ben edeyim.

 ***

Bir tek bu umut kaldı hayata karşı bağım,

Bakma yaşlılığıma bende eski toprağım.

 ***

Benimde bayrak tutar, silâh tutar bileyim,

Budur senden son arzum, budur sende dileyim.

 ***

Karşımda konuşan bu büyük insana baktım,

Heyecandan hüngür hüngür ağlayacaktım.

 ***

Dinçleşmiş, canlanmıştı, bakışı sanki kordu,

Sakalından aşağı damlalar sızıyordu.

 ***

Sildi gözyaşlarını çıkarıp mendilini,

Fırlayarak yerimden öptüm iki elini.

 ***

Hangi dağ bundan yüksek, hangi yar bundan derin,

Eğiniz başınızı önünde bu pederin.

  ***

Vicdanı böyle yüce, imanı böyle metin,

Eğiniz başınızı önünde bu milletin.

 ***

Elinize yüreğinize sağlık Sayın Valim bu ülke bu “Kınalı kuzuların” şahadetiyle kurtarıldı, bunların şahadetiyle ayakta duruyor ve bunlarla Çanakkale geçilmez kılındı. Hiç merak etmeyiniz bir dünya üzerimize gelse o şehidimin elindeki sancak yere düşmeyecek bütün ihanetlere, bütün alçaklıklara rağmen bu vatan bölünmeyecek ve o aziz, o muhterem, o mübarek şehitlerimiz ölmeyecektir.

Çünkü nebiler nebisi Resulümüz diyor ki “Şehitlere ölü demeyiniz”

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz ve onun silah arkadaşları olmak üzere bütün şühedalarımızın mekânları cennet ruhları şad olsun. Bu gün biz bu cennet vatanda istiklal ve hürriyetimizi doya doya yaşıyorsak bunların sayesindedir.

*///*

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA