DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
HİKMET KIDOĞLU
HİKMET KIDOĞLU
Giriş Tarihi : 12-01-2021 18:11

ORGANİK (1)

Bundan 50-60 sene önceki köylerden bahsediyoruz.

Birçoğunun bağlı olduğu kasabaya, şehre ulaşımı sağlayacak elverişli yolları yoktu. Bu nedenle köylüler ürünlerini bu merkezlere ulaştıramıyorlardı. At veya eşek ulaşım vasıtaları idi. Köylerin çoğunda traktör hiç yoktu. Tarlayı karasaban ile sürüyor, kağnı ile mahsullerini gerekli yerlere taşıyorlardı. Ekinler orak veya tırpanla biçiliyor, harman yerinde günlerce süren düvenle buğday başakla ayrışıma uğruyordu. Patos dedikleri alet varsa samanla buğday ayrılıyordu. Patos olmayan yerde ise rüzgâr da savurarak bu işlem yapılıyordu. Köylüler kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra diğer mallarını satarlardı. Elazığ şehir içinde hemen hemen her evin bahçesi vardı. Bu bahçede azda olsa öteberi ekerler ve ayrıca hayvan beslerlerdi. Tavuk her evin gerekli ihtiyacını karşılayacak değerde idi. Bu hayvanlar arpa, buğday (insanların kullanmadığı işe yaramayan), yemek artıkları gibi organik beslenirlerdi. Dolayısıyla yumurtaları da organik olurdu.

Evimiz ön cephesi Gazi Caddesi ve iki ara sokakla çevrili idi. Komşularımızın koyun, keçi ve inek beslediklerini görüyorduk. Rahmetli babamıza söyledik oda bizim ev için sevimli, uysal ve bereketli süt veren bir inek aldı. Bahçemizde küçük bir ahırımız vardı. İnek komşularımızın da tuttuğu çoban ile sabahleyin otlamaya gider akşam eve getirilirdi. Evimiz de taze süt, yoğurt, ayran, tereyağ eksik olmazdı. Bu organik süt ürünlerini yine rahmetli annemiz yapardı. Ayrıca kümesimizde tavuklar yumurtamızı, etimizi sağlardı.(Bir sabah kalktığımızda annemin hüngür hüngür ağladığını gördük. Sebebini sorduğumuzda bahçeyi işaret etti. Bahçeye gittiğimizde ise manzara şuydu: O bizim gıda fabrikası diyeceğim ineğimiz tabir caizse davul gibi şişmiş halde ölü olarak yatıyordu. Ölüm sebebi otladığı yerde yılan sokmuş ve hayvan zehirlemeden ölmüş. Ağlama sırası biz üç kardeşe geçti ve aile olarak haftalarca kendimize gelemedik.)

Elazığ’ın çevresi organik dediğimiz sebze ve meyve bahçeleri, tarlalarıyla çevriliydi.Başta Kesrik (Aksaray) olmak üzere, Yığınki (Aksaray), Sürsürü, Zarfan (Safran), Hırhırik (Gümüşkavak), Hüseynik (Ulukent) vs. bu köyler Türkiye’yi besleyen Adanaovası gibi Elazığ’ın gıda ambarlarıydı.Örnek olarak yazarsak Perçenç (Akçakiraz),Hinsor (Orançay), Erçenç (Akçakiraz), Hoğu (Yurtbaşı), Dadeş (Acıpayam), Nekerek (Bağlarca), Mornik (Çatalçeşme), Hankendi tarafında: Siruşağı (Bölüklü), Kelmahmut (Gülmahmut), Sanuk (Yazıpınar), Harput bucağı tarafında: Mürüdü (Gümüşbağlar), Zarik (Kaplıkaya), Pekinik (Oymağaç), Şişnaz (Serince).

Molla kenti bucağı tarafında: Şintil (Bakçekapı), Sarpulu (Çağlar), Kövenk (Güntaş) ,Mürü (Yünlüce). Poyraz bucağı tarafında ise: Çipköy, Şanik (Karaçavuş), Çorçuk (Harmantepe), Pişik (Balpınar) ve bunun gibi daha nice köyler Elazığ’ı ve çevre illeri organik besinleriyle donatırlardı.

Bu köyler mahsullerini at, katır veya eşek ile şehre getirirlerdi. Hayvanlarını şehirde tanıdıkları varsa onların bahçelerine bağlarlar; tanıdığı olmayanlar ise Şire pazarında bulunan hayvanlarında bakıldığı hana bırakırlardı. Sebze ve meyvenin her türlüsü(ilaçlama suni gübre henüz yok), yoğurt sitil sitil, camız (manda) kaymağı, tulum ile gelen halis ayran, badem, ceviz, orcik, bastuğ, Şavak peyniri, deri içinde tulum peyniri ve yine deri tulum içinde gelip de kazanlarda kaynatılanyağlar bolca gelirdi. Halk özbe öz organik olan bu gıdaları alıp yerdi. Yine kromozomu değiştirilmemiş buğdayı alıp; bulgur ve öğütülerek un elde ederlerdi. Tandır ekmeği yaparak ekmek ihtiyacını temin etmiş olurlardı. Dut pekmezi, üzüm pekmezi her evin organik tatlısı idi. Domates, biber salçası, patlıcan, biber kurutularak kış yemeği olarak değerlendirilirdi. Molla Köyün mis gibi kokan kavunu, karpuzu (bilhassa Şintil) nam salmıştı.

Türkiye’de köy sayısı 40.000 idi. 2010 yılında yapılan köy sayımında köy sayısı 32.247, büyük şehirler yasası çıktığından sonra köy sayısı (2014 seçiminde) ise 18.335 oldu.

Köyümüze gitmek yerine milyonluk şehirlere köyleri getirdik. Ve organik dediğimiz besinlerin köküne dinamit koyduk.

Küçük eller ailesinden bazıları yetkili duruma geçince şeker fabrikasının yerini kendi köylerinin arazileri para etsin kabilinden şehirden 35 km. uzaklıkta kurulmasına neden oldular. Öğrenci idim, futbol oynuyordum. Yaz tatillerinde okul masrafımı karşılamak için Karayolları, DSİ, Şeker fabrikası gibi kuruluşlarda hem futbol oynar hem de çalışırdım. 1956-57-58 yıllarında Elazığ Şeker fabrikasında yaz tatilinde çalışırken şuna şahit oldum: şekerin kilogramı 242 kuruşa mal oluyordu ve bu şeker piyasada230 kuruşa satılıyordu (kilogram da 12 kuruş zararına). Nedeni şehirden uzak; maliyetine başta nakliye,  anormal işçi çalıştırılması idi.

Bu konu çok şikâyetlere neden olduğunda iktidarda olan Demokrat Parti yetkilileri Elazığ’da kurulacak Çimento fabrikasını şehrin kalbine bıçak sokar gibi o organik sebze bahçelerinin tepesine kurdular. (1955 yılında temeli atılan Çimento fabrikasının temel atma törenine Elazığ Lisesi öğrencilerini de getirdiler. Ortaokul öğrencisi olarak temeli atan başbakan Adnan Menderesi burada gördüm.)

Çimento fabrikası Elazığ’a ne kazanç sağladı. Bırakın kazancı zarar üstüne zarar verdi.Bir aralık baca filtresi yoktu. Çıkan dumanlar evlerin çatılarını örten kırmızı renkli kiremitleri tozlarıyla beyaza bürüdü. Arabaların boyaları çatlamaya başladı. Bilhassa yeşil derya okyanusu olan Yığınki (Aksaray) ve Kesrik’i (Kızılay) boğdu, mahvetti. 30-35 kilo gelen lahanalar (nahnalar) bugün 5-10 kilo ancak olabiliyor. Bu tozlar sebze ve meyvelerin üstüne yapıştı. Sağlık bilgilerine ulaşırsanız Elazığ’daki kanser hastalığının neden bu kadar çok olduğunun sebebini bulabilirsiniz. Yine bu Küçükeller ailesinden belediye başkanı olan şahıs Kesrik’in üst tarafında kuyu açması o güzelim köyümüzün can damarı olan yerüstü ve yeraltı sularının yok olmasına neden oldu.

Sayın yetkililere hep beraber seslenelim. İnsan mı önemli yoksa çimento fabrikası mı? Lütfen bu sorunun cevabını alalım. Ve Çimento fabrikası kalkmadığı sürece Elazığ’ın sağlıklı yaşama hakkı yok.

Sayın doktorum, sayın hocam Canan EFENDİGİL Karatay: Beslenme üzerine yaptığınız konuşmalarla tüm Türkiye’deki insanların kulağına tabir caizse yararlı kar suyu kaçırdınız. Neyin yararlı neyin zararlı olduğunu üstüne basa basa gözlerinin içine belgelerle soktunuz. Biz Elazığ olarak organik lafını unuttuk, inorganik(!) olduk… Derdimiz çok büyük… Şimdi sizden şunu istiyoruz ve artık tek ümidimiz siz oldunuz. Şu Elazığ’daki Çimento fabrikasının zararları üzerine bir kampanya başlatın. Unutmayın bu kampanya bize çok şey kazandıracak ve başarılı olduğunuzda isminiz daha da yücelecektir. Elazığ’a en büyük iyiliği böyle yapacaksınız.

Saygılarımla…

(Bir çimento fabrikası da Türkiye’nin (Malatya’dan bile fazla) kayısı yetiştiren Baskil ilçesine getirip yerleştirdiler. Baskilliler gazanız(!!!) mübarek olsun, Elazığlılar gibi)…Bu fabrikanın zararlarını sizde zamanı gelince göreceksiniz…

(Bu yazının devamını gelecek yazımda anlatacağım)

EY HAYAT: Sevdiği olmalı insanın, annemiz gibi eski ahşap pencereye hayat veren çiçek gibi…

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş1838
  • 2Fenerbahçe1735
  • 3Gaziantep FK1834
  • 4Galatasaray1833
  • 5Hatayspor1831
  • 6Alanyaspor1830
  • 7Fatih Karagümrük1827
  • 8Trabzonspor1827
  • 9Antalyaspor1925
  • 10Yeni Malatyaspor1824
  • 11Sivasspor1823
  • 12Başakşehir FK1823
  • 13Konyaspor1822
  • 14Göztepe1822
  • 15Kasımpaşa1722
  • 16Çaykur Rizespor1821
  • 17Gençlerbirliği1819
  • 18Kayserispor1816
  • 19MKE Ankaragücü1715
  • 20Denizlispor1814
  • 21BB Erzurumspor1813
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA