DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
Giriş Tarihi : 16-02-2021 19:06

O GÜZEL İNSANLAR GÜZEL ATLARINA BİNİP GİTTİLER

Geçtiğimiz hafta o güzel insanların güzel atlarına binip belirsiz yerlere gittiğini yazmıştık.

Sağ olsun okuyucularım mesajlarıyla memnuniyetlerini dile getirdiler.

O yazımızda kızımın öğretmen olarak atandığı ilk gün gördüklerimizi ve Prof. Dr. Saffet Solak’ın “Işığı Yanan Evler” hatırasına yer vermiştik.

Bugün yine o güzel insanlardan bahsedelim.

Onları sevgi, saygı ve rahmetle yâd edelim. 

***

Yıl 1950’ler. Yer merkez Lotoğlu (Gökçe) köyü. O dönemlerde yokluklar hâkim elektrik yok, yol yok, vasıta yok, tabiri caizse üstte yok başta yok. Ramazan günlerinde 9–10 haneden müteşekkil köyümüzde cami yok imam yok. Evimizin üst katında büyücek bir odamız var teravih namazını rahmetli babam kıldırıyor. Ben o tarihte 8–9 yaşlarında bir ilkokul öğrencisiyim. Öğrenimimi Elazığ’da yapmakta ancak tatillerde veya cumartesi, pazar günlerinde köye gitmekteydim.

Dedem Lotolu Yakup ağa nenemin pişirdiği yemekler sinilere konulduğunda beni sofradan kaldırır “Git oğul bak bakalım köyde yabancı var mı? Yolcu var mı” varsa dedem çağırıyor de eve getir” derdi. Ben zoraki de olsa köyün etrafına bakar kimseleri göremez eve gelir “Yok dede kimse yok” derdim. Bunun üzerine yemeklere kaşıklar sallanır karınlar doyurulmaya çalışılırdı.

Biz bu alışkanlıkla büyüdük ama ne yazık ki bu alışkanlığımızı idame ettiremedik. Buna da yanar kahrolurum.

İşte Sayın Hüseyin Yokuş Hocamın ve Saffet Solak’ın hatırasını okuduğumda bunlar aklıma geldi ve kendi kendime bir soru sordum.

Bu kültürümüze ne oldu? Misafirperverlik, yardımlaşma duygularımızı kimler gasp etti? Ve hangi ortam bizleri “Kendin pişir kendin ye” ortamına itti.

Ne yaptık ki Türkün bu güzelim özelliği kaybolup gitti.

ŞAZİYE ABLA

Yarım asır öncesinde mahallemizde bir Şaziye ablamız vardı. Allah bağışlasan beş tanede aslan gibi oğulları... Oğullarından Orhan ve Burhan'la çok samimiydim.

Orhan sınıf arkadaşımdı.

Cennetmekân annesi beni oğullarından ayırt etmezdi.

Rahmetli, benim kuru fasulyeyi sevdiğimi bildiği için her kuru fasulye pişirdiğinde bana karakaş dediği için Orhan'a "Karakaş kuru fasulyeyi çok sever onu da akşam yemeğe getir." derdi.

Ve o akşam o mümtaz aileyle aynı sofrada oturur kendi kendimize ziyafet çekerdik.

Nerde o günler Yarabbi...

Ne oldu Şaziye Abla'lara nereye gitti bu ablalar?...

Şairin dediği gibi "O güzel insanlarda o güzel atlarına binip gittiler" Giderken de yer yüzünün bütün güzelliklerini, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerini de alıp da götürdüler."

Sevgiyi, saygıyı dostlukları alıp götürdüler.  

HU KOMŞU!..

Yine yarım asır öncesine gidelim.

Evlerimiz bir veya iki katlıydı. Her evin önünde veya arkasında az da olsa yemyeşil bahçeleri, bahçelerin de su kuyuları vardı.

Bahçesi veya bahçesinde su kuyusu olmayan aileler kapımızı çalar teklifsiz içeri girer bahçedeki su kuyusundan evlerinin ihtiyacı olan suyu çeker götürürlerdi.

Damdı, topraktı evlerimiz.

Beton ve beton yürekli insanlar yok gibiydi.

Bir komşumuz penceresini açar "Hu komşu" diye seslenir karşıdaki evin hanımından cevap beklerdi. Muhabbet ederlerdi bu iki komşu, akşama ne pişireceklerini iştişare eder biri birinin eksikliğini tamamlarlardı.

Kapımızı çalardı komşu kızı elindeki tabakla "Bizde şeker kalmamış da annem bir bardak şeker veya bir tabak pirinç veya fazla ekmeğiniz varsa bir ekmek rica etti" derdi.

Vara yoka bakılmaksızın anında ihtiyaçları karşılanırdı.

Yiyeceklerimizi bölüşürdük komşularımızla, giyeceklerimizi bölüşürdük.

Asla ve asla "Yok" demezdik birbirimize...

Bizim kitabımızda yok demek yoktu.

Bölüşürdük, paylaşırdık.

Dert ve tasalarımızı bile bölüşürdük komşularımızda.

Sen, ben yoktu.

Varlıklarda, yokluklarda paylaşılırdı.

Anneler hepimizin annesi, kardeşleri hepimizin kardeşi, dedeler hepimizin dedesiydi.

Bir düğün evinde komşular düğün sahibinden daha fazla emek verir ter dökerlerdi.

Bir cenazede kadın erkek omuz omuza biri birlerini teselli eder onlarla birlikte taziyede otururlardı.

Acılar bölüşülür bölüşülünce de hafiflerdi.

Sahtekârlık yoktu, riya yoktu, gösteriş yok.

Her şey sade, her şey duruydu.

***

Evlerimiz sobalıydı, içecek ve yemek yapacak suyumuzu köşe başlarındaki çeşmelerden getirirdik.

Her evde elektrik bulunmamasına karşın zengin ailelerin evinde nadirende olsa elektrik vardı. Şimdiki öğretmen evi önündeki parkta bir elektrik fabrikası vardı. Büyük bir homurtuyla çalışır bir odada elektik yanınca öteki odada akım düşerdi.

Üstümüzde yoktu başımızda yoktu.

Bütün bu yokluklara karşı sağlık vardı, selam vardı, huzur ve güven vardı.

Bir komşu bir süreliğine bir yere gittiğinde evinin anahtarını komşusuna verir, "Ara sıra evimizi havalandırın, evimize sahip çıkın" derlerdi.

Komşuya güven dosta güven vardı.

Artık onlarda yok.

Artık Hüseyin Hoca’lar, Yakup Ağa’lar, Şaziye Ablalar yok.

Şimdi aynı apartmanda veya aynı sitede oturan komşular bile biri birlerine yabancılar çünkü birbirini tanımıyorlar.

Bölüşmek yok, paylaşmak yok.

Allah’ın selamını bile vermek yok.

Bunlar olmayınca hayır berekette yok 

NELER SÖYLENDİ?
@
iyomaqebkon 5 gün önce
http://mewkid.net/when-is-xuxlya3/ - Amoxicillin 500 Mg <a href="http://mewkid.net/when-is-xuxlya3/">Amoxicillin 500 Mg</a> vvw.dyrw.elazigharputgazetesi.com.hfw.py http://mewkid.net/when-is-xuxlya3/
avoruqiy 5 gün önce
http://mewkid.net/when-is-xuxlya3/ - Amoxicillin 500mg <a href="http://mewkid.net/when-is-xuxlya3/">Amoxicillin 500mg Capsules</a> rld.worh.elazigharputgazetesi.com.srs.ck http://mewkid.net/when-is-xuxlya3/
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA