YEREL
Giriş Tarihi : 05-04-2021 21:29   Güncelleme : 05-04-2021 21:29

BİR BAŞARI HİKAYESİ

BİR BAŞARI HİKAYESİ

Elazığ’ın önemli hukukçularından Av. İrfan Sönmez’in gazetemize verdiği röportajda tam da bir başarı hikayesi olan hayatına değindi.

İşte, Hukukçu yazar Av. İrfan Sönmez ile gerçekleştirdiğimiz röportajın detayları…

-Sn. Sönmez, hayatınız tam bir başarı hikayesi… ülkücü mücadele, yarım bırakılan üniversite öğretimi, uzun hapis dönemi, idam cezaları, 11 yıl sonra çıkış, yüksek lisans, doktora, üç önemli kitap… biraz kendinizden bahseder misiniz?

*Evet sıkıntılı, yorucu bir hayatım oldu. İlk okuduğum üniversite Manisa Spor Akademisi…İyi bir güreşçiydim, amacım dünya minderlerinde kürsüye çıkmaktı, sol terör bırakmadı,3. Sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldım. Sonra Fırat üniversitesi Tarih bölümünde bir yıl okudum, 12 Eylülde tutuklandım, yaklaşık 11 yıl tutuklu kaldım, çıkınca Ankara Hukuk fakültesini bitirdim. Geçtiğimiz yıllarda da Yüksek Lisans ve doktora yaptım. Yayınlanmış 3 kitabım var, inşallah önümüzdeki haftalarda bir kitabım daha yayınlanacak.

-Genelde terör, milliyetçilik, İslami konular üzerine yazıyorsunuz, bunun özel bir sebebi var mı?

* Tabi ki var, Türkiye’nin temel meselelerini üç başlık altında özetleyin deseler, terör, milliyetçilik ve İslam’ı anlamamak derim. Dinimizi hem doğru anlamıyor hem de bilerek onu çıkarlarımıza alet ediyoruz. Milliyetçilik, bir kalabalıkları millet haline getirme, bütünleştirme doktrinidir. Topluma kabileleşmeyin, parçalanmayın, birlik olun der, onları ortak değerler etrafında bütünleştirmeye çalışır. Aynı zamanda bir devlet kurma talebidir. Bugün bir birlik meselemiz yok mu? Her gün biraz daha parçalanıyor, biraz daha ufalanıyoruz. Üçüncü sorun ise terördür, bu da bir ve bütün olamamakla ilgilidir. Eğer gerçek manada millet olabilseydik bugün ayrılıkçılık, bölücülük diye bir meselemiz olmayacaktı. Bir toplum iç sorunlarını çözmeden güç ve kudret sahibi olamaz. Hep içiyle meşgul olmak zorunda kalır kaynaklarını buna harcar.

ÜÇ TEMEL SORUNUMUZ VAR

-Bu sorunlar hepimizi rahatsız ediyor, nasıl aşacağız bu problemleri?

*Toplumsal sorunlar akılla, bilgi ile tecrübe ile çözülür.Aynı sorunları yaşayan ama çözen başka ülkeler de var. Tarihimizde de benzer sorunlar yaşanmış ama zamanla bir kısmı çözülmüş, bir kısmı kalmıştır. Hem tarihe hem etrafımıza bakacağız. Her toplumun kendine özgü şartları vardır. Bunları gözeterek entelektüel birikimimizi buna hasredeceğiz. Biz daha sorunlarımıza doğru teşhis koyamadık ki doğru çareler üretelim. 40 yıldır süren ve binlerce insanımıza mal olan teröre bile isim koyamadık, bazılarına göre bu ayrılıkçı terör, bazılarına göre, Kürt sorunu, diğer bazılarına göre demokrasi eksikliğidir.

-Sizce nedir?

*Buna cevap vermek için önce milliyetçilik nedir onu bilmek gerekir. Devletini kurmuş toplumların elinde Milliyetçilik bir bütünleştirme aracıdır. Devlet kuramamış etnik grupların elinde milliyetçilik ayrı bir devlet kurma talebidir. Milliyetçilik madalyonun iki yüzü gibidir, hem böler, hem bütünleştirir. Devletini kurmuş olanların elinde birleştirici, devletini kuramamış olanların elinde bölücüdür.

-Yani?

*Yanisi şu, bugün etnik bir milliyetçilikle karşı karşıyayız, bizden talep ettiği şey, demokrasi veya insan hakları değil, ayrı bir devlettir. Bir etnik küme milliyetçilik yapıyorsa devlet talep ediyor demektir. Hiçbir millet, hiçbir devlet savaş kaybetmedikçe toprağını başkalarına vermeye yanaşmaz. Terör dediğimiz şey, uzun soluklu bir savaşla devlete diz çöktürüp, toplumu ayrılmaya ikna etmek içindir.

-Ama son yıllarda terörle mücadelede önemli mesafe alındı?

*Alındı doğrudur, lakin ayrılıkçılıkla mücadeleyi terörle mücadeleden ibaret görmek yanlıştır. Terör bir şeyi gerçekleştirmek için vasıtadır, aslolan onun varmak istediği hedefi kavramak bu konuda mücadele etmektir. On asır etle tırnak gibi olmuş bir topluluğu ayrıştırmanın zararlarını topluma göstermektir. Fikri ikna olmadan silahlı ikna tek başına problemi çözmeye yetmez!

-Farklı yollar da denendi, Oslo ve Çözüm Süreci gibi?

*Keşke denenmeseydi, terör örgütü şımartıldı, örgüt lideri Kürt kardeşlerimizin sözcüsü ve lideri haline getirildi. Şehirlerin silahla doldurulmasına göz yumuldu. PKK hiç tahmin etmediği, etmeyeceği bir muameleye maruz kaldı. Örgüte bu ülkeyi parçalayacak sözler verildi. Vatandaş o süreçte neler olduğunu bilmiyor. PKK’ya Kuzey Irak modeli teklif edildi, eğer süreç devam edip sonuca ulaşsaydı, Güneydoğumuz Barzani’nin Kuzey Irak’ı gibi olacaktı. Bunu ben söylemiyorum, kimseye iftira da atmıyorum. Oslo Sürecinin katılımcılarından biri olan MİT Müsteşar yardımcısı Afet Güneş Ulusal Kanal’a verdiği bir röportajda söylüyor. Oslo’da da, Çözüm Sürecinde de vatan toprağı üzerinde pazarlık yapıldı. Dolmabahçe’de imzalanan belge bu ülkeye yapılmış en büyük kötülüktür. Bunun faili olanlar hem tarih, hem hukuk önünde yargılanacaklardır.Çözüm sürecinin tortularını temizlemek için bu ülke Hendek Terörüne 793 evladını verdi. Kimse bunun sorumluluğundan kaçamaz,kaçamayacak!

İSLAM BİR PARTİ DİNİ DEĞİLDİR

-Anladım,İslam’ı anlamıyoruz dediniz, bunu hangi gerekçe ile söylüyorsunuz?

*İslam’ın amacı bir ahlak toplumu oluşturmaktır. Yalan söylemeyen, çalmayan, kul hakkı yemeyen, başkasına zarar vermeyen, elinden, dilinden emin olunan insanlar yetiştirmektir. İslam insanları bir siyasete, bir partiye çağırmaz, onları tevhide ve ahlaka çağırır. İslam’ın ahlak çağrısına rağmen kendini Müslüman olarak tanımlayan toplumlar ahlaki açıdan en çürümüş, en tefessüh etmiş toplumlarsa orada bir sorun var demektir. İslam bir şey diyor ama ona uyduklarını söyleyenler başka bir şey yapıyorlar.

-Gerçekten ciddi bir ahlaki bozulma, dinimizle hayatımız arasında büyük mesafe var,sizce neden?

*Birçok nedeni var, ama en önemlisi İslam’ın ahlaki mesajının ikinci plana atılması, kendine İslamcı diyenlerin, dini siyasetten  ve namaz-oruç gibi ibadetlerden ibaret görmeleridir.

-Siyasal İslamcılıktan mı bahsediyorsunuz?

*Din bir hayat rehberidir, siz onu siyasete basamak yaparsanız o din olmaktan çıkar, hiçbir ahlaki, tevhidi yönü olmayan siyasi bir projeye dönüşür. Din, insanları kardeş ederken, siyasete araç olan din bir ayrıştırma, bölme aracına döner. Partinizden olmayanlar aynı zamanda dininizden de olmamaya başlar. Muhatabı tüm zaman ve mekan olan din, bir anda sadece bir siyasi grubun ikbal aracı haline gelir. Kapsama alanı, hitap kitlesi daraltılmış, tahdit edilmiş olur. Kimsenin İslam’a bu kötülüğü yapmaya hakkı yoktur. Bunun bir sonucu da camilerin din öğretilen aklanlar olmaktan çıkıp siyaset aşılayan alanlara dönmesidir. Bir nevi Emevi camilerinin geri dönmesidir.

-Camilerimizde, vaazlarımızda böyle bir şey gözlemliyor musunuz?

*Gözlemlediğim için söylüyorum, keşke ekonomik krizi olumlamak için  fakirliğe övgü dizdikleri, seçim dönemlerinde bir partiyi ima ederek parçalanmanın, oyları dağıtmanın günahından bahsettikleri kadar faizin, hırsızlığın, rüşvetin, adaletsizliğin kötülüğünden bahsetselerdi. Kim ki, İslam’ı bir partinin hudutlarına hapsediyor, yahut bir partiye oy vermeyi İslam’ın gereği gibi sunuyorsa, o kişi dinin hainidir. Ayrıca din namaz ve oruçtan ibaret değildir. İbadet ahlaka sirayet ederse bir anlam taşır, hem ibadet hem hırsızlık, hem oruç hem rüşvet, hem namaz hem yolsuzluk bir araya gelmez. Son yıllarda memleket namazında, orucunda hırsızlarla, rüşvetçilerle doldu. Bu Müslümanlık değil!

-Son yıllarda deizmin yaygınlaşması bununla mı ilgili?

*Elbette, din diye ortaya çıkanların dinle bağdaşmayan hallerini görünce gençler dinden-imandan uzaklaşıyor. Deizm, en özet ifadesiyle, Allah’ın varlığını kabul edip, gerisini reddetmektir. Gerçek Müslüman, yaşantısına baktığınız zaman sizi İslam’a aşık eden adamdır. Bugün Siyasal İslamcılık iddiasıyla ortaya çıkanların hangisinin hayatına baktığınızda savundukları İslam’a sempati duyabilirsiniz? Sadece siyasalcılar değil, bir de İslam’ın ışığını bugüne tutmak yerine, geçmişe dönmeye çalışanlar var. Geçmişi bugüne taşımak isteyenler var. Dünün şartlarında oluşan yaşam şeklini, bugüne taşımaya çalışmak gericiliktir. Din (İslam) bütün zamanları kuşatandır, mesajı hem düne, hem bugünedir. Dün dünde kalmıştır, bugünün Müslümanca yaşam formülünü bulmak zorundayız. Aksi takdirde din dünde kalır, bugünün nesillerine vereceği, ulaştıracağı bir şey kalmaz.

-Sizce sadece bu 3 sorunun dışında başka sorun yok mu?

*Nasıl yok? Bunlar temel sorunlar. Bugün bir tek adam yönetimi sorunu var. Bir milletin bütün kaderinin, istikbalinin bir kişinin iki dudağına teslim edilmesi sorunu var. Aslında bu da hem dini hem de yaşadığımız zamanın şartlarını, ruhunu anlamamakla ilgili. İslam bilgini Cabiri, İslam’da meşveretin, danışmanın tek adam yönetimini engellemek için getirildiğini söyler. Şura emri, tek başına yönetme, şura ile yönet demektir. Millet meclisi o şuranın yapıldığı yerdir. Bugün tek bir akılla yönetiliyoruz. Bir ülkeyi batırmak istiyorsanız orada tarafsız kurum bırakmayacaksınız. Toplumsal ihtilaflarda hakem olacak tarafsız kurumlarınız yoksa iflah olmazsınız. Ne demek partili başkanlık sistemi? Bu Cumhurbaşkanının bazı vatandaşlarına karşı, bazı vatandaşlarından yana olmasıdır. Oysa dünyanın her yerinde CB vatanın, milletin birliğini temsil eder. Bizde bir partiyi temsil ediyor, bu inançlarımıza da, tarihi tecrübemize de demokrasi geleneğimize de aykırıdır. Onun içindir ki bu sisteme geçtiğimizden beri kutuplaşıyoruz, giderek geri gidiyoruz.

KRİZ YOK DEMEK, VATANDAŞIN FERYADINI DUYMAMAKTIR

-Ekonomik kriz bununla mı ilgili?

En çok bununla ilgili, üç günde bir Merkez Bankası başkanı değiştiriliyor. İşin ehli değil, laf dinleyen adam aranıyor. Hani İslam’ın işi ehline veriniz emri? Muhalefet bas bas bağırıyor, merkez bankasının 128 milyar doları nereye gitti diye, cevap veren yok. Yol-köprü-tünel-Şehir Hastaneleri ihalelerinin içeriğini açıklayın diyor, ticari sır diye içerikleri açıklanmıyor. Esnaf aç, siftah yapmıyor, ama yandaş müteahhitlere vergi muafiyeti getirilebiliyor, ihaleler hep aynı firmalara veriliyor. Rıza Zarrab Amerika’da Türkiye’de kime rüşvet vermişse tek tek açıklıyor, yargının kılı kıpırdamıyor, lüks, israf almış başını gidiyor. Fert başına milli geliri 30-40 bin dolar olan ülkelerde olmayan saraylar, uçaklar, koruma orduları bizde var. İktidara gelen oturduğu koltuğu bırakmamak için her rezaleti irtikap edebiliyor. Topladığı verginin büyük kısmını ekonomik olmayan yol-köprü-tünel müteahhitlerine veren bir ülke hangi parayla kalkınır? Uluslararası yayınlarda Türkiye’de son 20 yılda yapılan ihalelerde 200 milyar dolar rüşvet dağıtıldı veya alındı diyor. Kimsenin kılı kıpırdamıyor, kimse üzerine alınmıyor. Dindar, namuslu bir yönetim önce bu paranın peşine düşmez mi? Bu para milletin parası, vergimi vereyim diye alın terini getirip devletine veren işçinin, emeklinin, esnafın, tüccarın, memurun parası. Bunun hesabı sorulmayacaksa yargı başka hangi işe yarar?

-Anladım, başkanlık sistemi değişmeli diyorsunuz?

*Bir şeyi denediniz, olmuyorsa ısrar etmemeniz gerekir, devlet deneme tahtası değildir. Kimsenin şahsi mülkü de değildir. Devlet bugün bir kişinin şahsi mülkü gibi yönetiliyor. Vatandaşın bu mülkte hiçbir tasarruf hakkı yok. Konuşan terör örgütleri ile irtibatlandırılarak susturuluyor. İktidar adı ne olursa olsun terör örgütleri ile mücadele etmeli, ama bunları siyasi rakipleri susturmak için kullanmamalı. Sabah konuşan, akşam olmadan ya HDP’li ilan ediliyor, ya Fetöcü. Oysa bu ikisi ile iş tutan muhalefet değil, iktidardı. Apo’nun mektuplarını muska gibi Diyarbakır’da okutan muhalefet partileri değildi.

ELAZIĞ HEP YALNIZ BIRAKILDI

-Biraz da Elazığ’ın sorunlarına dönelim, sarsıcı bir deprem yaşadık, şikayetler var, memnun olanlar var, ne diyorsunuz yaralar sarıldı mı?

*Hiçbir şey yapılmadı dersem haksızlık olur, lakin yeterli mi, yeterli değil. Elazığ ve Elazığlı çok ihmal edildi. Yapılan evlerin bir kısmı teslim edildi. Değerli olanlar kuraya sokulmadı, kim için? Depremzedeler arasında ayrım yapmak en büyük ahlaksızlıktır. Bu depremin vurduğu insanları, bir de siyasetin vurmasıdır. Evler çok küçük, bunun karşılığında istenen para çok büyük. Brüt 80-100 metrelik evlere karşı vatandaş 200 bin TL’nin üzerinde borçlandırılıyor. Bayındırlık metrekare birim fiyatlarına göre bir metrekarenin maliyeti 1450 TL. Arsa bedeli yok, vergilerin çoğu yok, 100 metrelik bir evin en fazla maliyeti 120-145 Bin TL. Vatandaştan bunun iki katı isteniyor. Hani yardım, hani vatandaşa sahip çıkmak? Yerel siyasetçiler, milletvekillerimiz görevlerini yapsaydılar, bu yaralar daha az maliyetle sarılabilirdi. İmar planı vatandaşın en az ödeyeceği şekle getirebilirdi. Üstelik şikayet eden, derdim var diyen aşağılanıyor, hakkını arayana kanını muayene etsin deniliyor. Siyasetçinin velinimeti seçmendir. Kimse kendini seçenlere bu şekilde hitap etmemelidir.

-Elazığ’ın sahibi Sn Cumhurbaşkanıdır diyorlar…

*Bunlar ucuz laflar, böyle mi sahip olunur? Giresun’da sel mağduru esnafa 50 bin TL hibe veriyorsun, benim esnafım doğru-dürüst kredi alamıyor. Sahiplik böyle olmaz, ona ne veriyorsan benim esnafıma da vereceksin. O zaman bu sözün anlamı olur.

-Elazığ AKP’ye çok destek oldu, karşılığını alabildi mi?

*Bakın Türkiye’de siyaset yalanla propaganda ile yürüyor. İnsanlar partilere oy vermekle kalmıyor, iman ediyor. Oy verdiği partiyi din gibi savunuyor, bu hastalıktır. Kişiye de topluma da zarar verir. Partiniz iktidardaysa her şey iyi, muhalefetteyse her şey kötü. Bu mantık devam ettikçe sağlıklı değerlendirme yapamayız. Bana göre Elazığ verdiği desteğin hiç karşılığını alamadı.

BAKANLIK YAPACAK VEKİLİNİZ Mİ VAR?

-Mesela Elazığ’dan kimse Bakan yapılmadı?

*Bakan olacak vekiliniz vardı da yapmadılar mı? Vekillerinizin çapları, kalibreleri ortada. Tek bildikleri itaat.Meclis kürsüsüne çıkıp 5 dakika konuşmaktan korkan insanlardan bakan olmaz, bana göre vekil de olmaz.  Vekil dediğin, milletin hukukunu savurur. Bu bakımdan sayın Erdoğan’ın Elazığ’dan kimseyi bakan yapmamakla haklı buluyorum. Çok ciddi bir hayat pahalılığı var, insanlar faturalarını ödeyemiyor, enflasyon almış başını gidiyor, birileri hala iyi gidiyoruz diyor. Vatandaşın aşı, işi parası varsa, ay sonunu rahat getirebiliyorsa iyi gidiyordur, yoksa iyi gitmiyor demektir. Ne yazık ki, her şeyi kirlettiler, dini, milliyetçiliği, şehitliği, Osmanlı’yı, camiyi, cemaati her şeyi. Bir kişinin hırslarını tatmin etmek için devleti tahrip ettiler. Kurumsal akıl yok edildi, devlet birikimimiz heder edildi. Dünya ile kavgalı hale geldik. Ülkesini, milletini seven bunu sormalı, sorgulamalı. Türkiye AKP’den de Erdoğan’dan da büyük ve önemlidir. Geldiğimiz noktada artık sayın Erdoğan’ın da AKP’nin de misyonu bitmiştir. Devletin partileştirildiği yerde birlik olmaz, bütünlük olmaz. Valilere bakın çoğu devletin valisi gibi değil, AKP il Başkan yardımcısı gibi hareket ediyor. Vatandaş bunları görünce devletle bağı zayıflıyor. Vali, devleti temsil eder, parti militanlığı yapamaz yaparsa devlete zarar verir. Tek parti döneminde valiler aynı zamanda CHP’nin il başkanlığını yapmışlardı. Aradan 70 sene geçti aynı yere döndük. Hatta şimdi daha kötü, bazı valiler il başkanlarının emrindeymiş gibi görev yapıyorlar, bunlar çok yanlış, Bu kafayla iflah olmuş devlet yoktur.

-Son olarak, Türkiye nereye gidiyor, bir değişim ihtimali görüyor musunuz?

*Türkiye iyi bir yere gitmiyor, bunu ben söylemiyorum, çarşı söylüyor, pazar söylüyor, sokak söylüyor, esnaf söylüyor, evinin ihtiyaçlarını gideremeyen, faturalarını ödeyemeyen vatandaş söylüyor. Denizin bittiği yerdeyiz. Ya partizanlık uğruna el birliği ile bu ülkeyi batıracağız, yahut yapamayanı göndereceğiz. Hiçbir parti, lider vaz geçilmez değildir. Vazgeçilmez olan ülkemiz, devletimiz, birliğimiz, kardeşliğimizdir. Nitekim insanlar yavaş yavaş gerçeği görüyor, yalanla propaganda ile aldatıldığını anlıyor. Yüce dinimizin ikbal aracı haline getirildiğini görüyor. Buna bağlı olarak da siyasi dengeler Cumhur ittifakı aleyhine değişiyor. Millet ittifakı yükseliyor. Yeni partiler yavaş yavaş taban yapıyor. İYİ parti yüzde 15’leri geçti, ana muhalefet olma yolunda ilerliyor. Bu kadar kötü bir yönetime bir milletin ilelebdet katlanması mümkün değil.

-Son soru demiştim ama ilimizde muhalefet çok zayıf, bir tek CHP var. Öteki partilerin varlığı yokluğu belli değil. CHP’ye mesafeli olanlar ilimizde göz dolduran, dertlerine tercüman olan il teşkilatları göremiyorlar.

*Parti teşkilatlarının performansı ile ilgili değerlendirme yapmak bana düşmez, bunu tabanları ile genel merkezlerinin yapması daha doğru olur. Dilerim il teşkilatlarının profili yükselir vatandaş da aradığı siyaset ve siyasetçiyi bulur.

-Sn Sönmez, bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.